refia sultan
8. Henry’yi nasıl bilirsiniz? Ne uçkuruna ne de gırtlağına sahip çıkabilmiş, tutarsız, adaletsiz ve zalim bir kral değil mi bu adam? Halbuki İngiltere tarihinin yüz karası olmasına rağmen izleyici ona doyamaz. Hakkında sayısız film ve dizi çekilmiştir. Bizde ise durum oldukça farklı. Osmanlı söz konusu olduğunda anlatı hep “büyük adamlar” etrafında dönüyor. Kanuni, Fatih… Neden böyle diye sormayacağım. Ancak Netflix beni aramadığı için bazı dahiyane fikirlerimle sizi darlayacağım.
Mesela kişisel favorilerimden biri olan Abdülmecid dönemi, sezonlarca uzatılacak bir dizi için biçilmiş kaftandır. Abdül’ün büyük aşkı Serfiraz ile ilişkisinin detayları muazzamdır. Hatunun bir yılda tek başına bütün sarayın bir aylık masrafının yedi katından fazla borcun altına girdiği biliniyor. Elmaslar, köleler, arabalar… Ayrıca bir Ermeni çalgıcıyla adının çıkması gibi müthiş detaylar da var. Çalgıcı cinayete kurban gidiyor, olay sefaretlere kadar uzanınca üstü kapatılıyor. Cevdet Paşa şöyle yazmış:
“Zat-ı şahane bu karıya pek ziyade meftun ve mecbur idi. Ol-fettanenin dahi etmediği kalmadı.” Osmanlı hareminden sızan bilgi kırıntıları böyleyse, kim bilir daha neler neler olmuştur. Abdülmecid’e olan özel ilgim nedeniyle bu hafta kızlarından Refia Sultan hakkında bir kitap okudum. (Sırf magazin merakım yüzünden tarih kitapları okuduğum gerçeğini ortamlarda yüzüme vurmazsanız sevinirim.)
7 Şubat 1842 tarihinde Beşiktaş Sarayı’nda doğan Refia Sultan’ın annesi, Abdülmecid’in ikinci ikbali Gülcemal Hanım. Annesini dokuz yaşındayken kaybeden Refia’nın eğitimine, tıpkı şehzade kardeşleri gibi önem veriliyor. Kur’an-ı Kerim, Farsça, Fransızca, hat ve piyano dersleri için yerli ve yabancı hocaları oluyor.
Bir gün kardeşi Murad’dan bir marşın notalarını istiyor. Şehzadenin yanıtı çok hoşuma gitti: “Senakarınızdan sual buyurulursa mahud kırmızı kürk sırtımda Monte Kristo’yu okuyorum. Hele hamd olsun birinci cildi tamam oldu. Şimdi ikincisini okumaktayım. Eğer şu halde giderse tahminime göre yarın akşam hatm edeceğim. Af ve lütfunuza mağruren bu hikâyeyi tamam etmeden marşı yazmayacağım… Hikâyenin pek tatlı yerine geldiğimden bir türlü kitabı elimden bırakamıyorum.”
Refia Sultan on üç yaşındayken Edhem Paşa ile nişanlanıyor. Nikâhları üç yıl sonra, 1857’de kıyılıyor. Mutsuz bir evlilik olduğu biliniyor. Çünkü damat çapkın hıyarın teki. Refia’nın kardeşleriyle mektuplaşmalarından birinde kocasından bahsederken “Allah onu kahr etsin” yazdığını da detay olarak iliştirmek isterim. Yattığın yerde huzur bulmayasın damat Edhem!!!
Döneminin diğer saray kadınları gibi Refia Sultan da lüksü seviyor. Harcamalarının boyutunu anlamamız için kitapta bazı karşılaştırmalar yapılmış. Örneğin Beyoğlu’ndan alınan bir gümüş saat için 90 lira ödenmiş. Aynı tarihlerde satın aldığı bir köleye ise 250 lira. Yani… ne yazacağımı bilemedim.
O sırada bütün saray kuduruklar gibi harcama yapıp borç batağındayken Abdülmecid kızlarına şöyle bir haber gönderiyor: “Akıllarını başlarına toplasunlar. Artık aşırup taşırdılar. Anları tekdir şöyle dursun, adeta döğdiririm.” Yani cici anneleri çalgıcıyla oynaşıp elmaslar içinde yüzerken kızlarını dövmekle tehdit etmek de hoş mu yani?Sadece soruyorum.
İşin komik yanı olay bizim Refia’da patlıyor. Kızının piyasaya borçlarının 300.000 liraya ulaştığını öğrenen Abdülmecid çileden çıkıyor. Önce Refia’nın kethüdası Eşref Efendi azlediliyor. Ardından Babıali’ye bir hatt-ı hümayun göndererek bundan sonra hanedan mensuplarının yalnızca kendi tahsisatlarıyla idare edecekleri, bunun dışında yapılan masrafların kabul edilmeyeceği belirtiliyor. Yani şair demek istiyor ki ben kızlarıma söz geçiremiyorum. Siz de bana güvenip onlara mal satmayın. Ödemem.
Bakın bu çok büyük bir olay. Gazetelerde yayımlanıyor, halkın diline düşüyor. Akıl tutulması. Hatt-ı hümayun göndermek nedir yahu? Oldu olacak evlatlıktan da reddetseydin. Ardından bir Osmanlı klasiği olarak bütün damatlar görevden alınıyor. Sonra ne oluyor? Fuad Paşa Avrupa’dan 5 milyon lira borç alıyor. Damatlar derhal göreve iade ediliyor, herkes kaldığı yerden siparişlerine devam ediyor. Bundan böyle kredi kartı ekstrelerinize bakarken ecdadınızı anmayı unutmayın.
Refia sultanımıza geri dönelim. 1875’ten itibaren sürekli hasta olduğu biliniyor. Yumurtalığındaki kist nedeniyle yaklaşık on iki kez ameliyat ediliyor. Hastalığı süresince yerli ve yabancı doktorlara başvuruluyor. Devrinin modern tıbbının bütün imkânlarına erişimi olmasına rağmen çare bulamayan Refia bir yandan da kocakarı ilaçlarından medet umuyor. Denemiş midir bilmiyorum ama Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde mevcut belgelerde geçen bir tedavi tarifini paylaşmak isterim:
Ak anber, anber kabuğu, öd ağacı, andız kökü, maydanoz kökü, havuç tohumu, bir adet beyaz ördek yumurtası ve on dört çeşit şekeri dövüyoruz. Karışımı beyaz bir kasenin içinde orta sıcaklıktaki hamamda 24 saat bekletiyoruz. Ardından merhemi tepeden tırnağa bütün vücuda sürüyoruz. Durun, bitmedi. Üzerinde hiç leke olmayan siyah renkli, boynuzu ve sakalı olan bir erkek keçi satın alıyoruz. Keçiye abdest aldırıyoruz. Üç kere keçinin sırtında gezdikten sonra keçiyi kapatıp iki gün aç bırakıyoruz. Ölmediyse hamamda kesiyoruz.
Dikkat dikkat: Bu metinde yer alan bilgiler tarihsel ve kültürel bağlamda ele alınan tıbbi uygulamalara ilişkindir. Günümüz tıbbı açısından geçerliliği yoktur. Yine de kendimi feda edip rahmimdeki kitle için bu yöntemi denemeyi düşündüğümü jinekoloğuma anlatacağım. Cevabını önümüzdeki haftalarda paylaşırım. Keçi ticareti yapan tanıdık falan varsa bana yazın lütfen.
Sonuç olarak Refia Sultan hakkında bildiklerimiz bu kadar. Ölümünden sonra borçları yıllarca ödenemiyor. Bunun da başlıca sebebi, terekesindeki mücevherleri satmak yerine cebe indiren akrabalar. Akraba dediğimde padişah olan kardeşi falan…
Refia Sultan büyük bir tarihi figür değil. Ne bir dönemi kapatmış ne de yeni bir sayfa açmış. Yine de fetihler yapmış akrabalarından daha ilginç bir insan olduğunu düşünüyorum. Hatta kıyıda köşede unutulmuş kadınları okurken tarihi daha iyi anlıyorum. Yani anladığımı umuyorum… Bilmiyorum.





Gerçekten harika bir yazı. İş arasında maillere bakarken değil de sakin bir kafayla okumak için bir süredir bekletiyordum; beklediğime değdi.
Harika bir yazı, okuması çok zevkli, tarih okumayı sevmeyen biri olarak magazinsel sosları da çok beğendim.